HÜSEYİN GÜVEN 'e AİT RESMİ SİTEDİR


 
Mimari Hizmetler / Mimari Proje / Mimari Görselleştirme / Render / Mimari Animasyon
Site Sayfaları  
  Ana Sayfa
  Özgeçmişim
  Yapılan İşler - SÜMER MİMARLIK - MÜHENDİSLİK
  Başucu Kitaplarim
  Son Depremler
  Ekonomi Sayfası
  Resimlerim
  Hobilerim
  Sıkça Kullanılan Bağlantılar
  Ziyaretçi defteri
  İletişim
  Yazılar
  => En Çok İki Katlı ve Toplam 200 m2’yi Geçmeyen Müstakil Yapıların Muafiyeti
  => Danıştay 4. Daire 31.12.2010-46 Kararı
  Deneme Sayfası
who's online
En Çok İki Katlı ve Toplam 200 m2’yi Geçmeyen Müstakil Yapıların Muafiyeti
TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Dr. Fuat GÜNDÜZ

"Yapılan değişiklik topluma ve devlete yine bedel ödettirecek"

5205 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun’un 1.maddesinin 2.fıkrasında yapılan değişiklik ile "tek parselde, bodrum katı dışında en çok iki katlı ve toplam 200 m2’yi geçmeyen müstakil yapılar"ın belediye ve mücavir alan sınırları içinde ve dışında denetim dışı bırakılması hükmü getirilmiştir.

Yapı Denetim Yasası’nın 1.maddesinin 2.fıkrasında yapılan değişikliği nasıl değerlendiriyorsunuz? Sektörün önde gelen temsilcileri tarafından özellikle "imar affı" olarak yorumlanan bu değişiklik sizce sektörü ne yönde etkileyecek?

Ülkemizde yıllar önce gecekondu halinde yapılaşmış alanlarda bugün çok katlı yapılar mevcuttur. Mekan üzerinde plana ve ruhsata bağlı olmadan meydana getirilen yapılar daha sonra yine seçim koşullarının yarattığı boşluk ve ara dönemlerde hızla yükselmişlerdir. Her plansız ve ruhsatsız yapılaşan alan, gerçekte kontrolu elden çıkmış, kaybedilmiş bir alandır. Bu yasa değişikliğiyle göz yumulan sınırlı yapılaşma ile; daha önceden plansız ve ruhsatsız olarak yapılmış yapıların denetim dışı bırakılması ile illegal inşai faaliyetlerin legal hale gelmesi söz konusudur. 

Sektörü nasıl etkileyecektir?

Bu şekilde, halihazır yapılmış yapıların yanında henüz yapılaşmamış boş parseller için de yeni bir yapılaşma hareketine davetiye çıkarılarak inşaat sektörünün daha etkin bir hale gelmesi yüksek ihtimalli bir olasılıktır. Ülkemizde enflasyonun düşme eğilimleri göstermesi ile finans sektöründe mevduat faizlerinin düşmesi; piyasalardaki nakit sermayenin yapı sektörüne kayması ve yapı sektörüne bir hareketlenme getirmesinin yüksek bir olasılık olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca, bu yasa değişikliği ile; planlara, teknik şartlara ve ruhsata aykırı yapılan ve deprem açısından uygun olmayan zeminlerde yapılacak yapılar için devlete, dolayısıyla topluma olası yeni bir bedel ödettirilmesi için hazırlanılmaktadır.

Yapı Denetim Yasası’nın eski hali sizce yeterli miydi? Revizyona uğrayan yasa, sorunları çözme konusunda önemli bir yol katedecek mi?

Yasanın revizyona uğratılması; gerçekte, yapı denetim sorunlarını çözmek değil, çözülemeyen denetimsizliği ve denetim altına alınamamış illegal statüdeki yapıları legal hale getirme çabası olarak yorumlanabilir.
Çözüm, birim alandaki personel sayısının artırılarak değil, ülkedeki kaynak ve kullanıcı dengesinin oluşturularak onun optimal kullanımından geçmektedir. Sorun, büyümeyen ekonomik kapasiteye karşın her gün artan nüfus ve onun beraberinde getirdiği istihdam dışı kalan işsizlerdir. Çözüm, ülke ekonomisi içersinde gerçekte ihtiyaç duyulmayan yapay sektörler yaratılarak işsiz insanlara yer açmak değildir. Böyle bir çözüm arayışı insanların milli gelirden almış olduğu payın düşmesine hatta yoksullaşmaya da neden olacaktır. Gerçek çözüme, ülke kaynaklarının ne kadarlık bir nüfusu düzeyli bir ekonomik koşulda yaşatabileceğinin (taşıma kapasitesinin) araştırılması ile başlanmalıdır. Uzun vadeli ve sürdürülebilir olmayan çözümlerin planlama bilimi açısından da kapsam dışı olacağı unutulmamalıdır.

Yapı Denetimi konusunda yaşanan sorunlar nelerdir? Çözüm önerileriniz?

Özellikle yerel yönetimlerde, yapı denetiminde yaşanan sorunların başında;

-seçimle gelen siyasi kadrolarca çalışanlar üzerinde baskı yaratılarak ya da oy kaygısıyla kaçak yapılaşmalara göz yumulması ve göz yumdurulması gelmektedir.

-kaçak yapılaşmalar sonucunda kamu personeli (bölge mühendisleri) teftiş ve yargıda hesap vermek zorunda bırakılmaktadır. Üst yönetimi siyasi kadrolarca oluşturulan kamu kurumlarında kamu personelinin siyasi baskı altında tutulmasının sonucunda mağdur duruma düşürülmesi de söz konusudur.

Sorunun temelinde, yerel yöneticilere oy veren seçmenin oy potansiyeli karşılığında kendi bencilce isteklerine göz yummasını bekleyen ve bunu seçilmiş kadrolara karşı güç ve baskı olarak kullanan seçmen vatandaşların kamusal değil, bireysel davranışları yatmaktadır. Yasaların, "planlamaya halkın katılımı" mantığıyla halka sunduğu demokratik katılım fırsatı ne yazık ki bireylerin şahsi menfaatlerine yönelik olarak kullanılmaktadır. Planlama eğitimi almamış kişilerin planlama anlayışı ise, sadece kendi parseli için istediği imar durumunu alabilmek ya da 3 kat irtifa yerine 5 kat irtifa hakkı alabilmektir. "Halkın planlamaya ve dolayısıyla imar işlerine doğrudan ve denetimsiz katılımı" anlayışı ile;

-hem şehirciliğin interdisipliner bir bilim (bu yönüyle çok özel ve özel uzmanlık gerektirmesi) ve teknik olmasının unutulması yönüyle,

-hem genel olarak bilime ve tekniğe aykırılık yönünden,

-hem de demokratik hakların kullanımında kamu yararı ilkesi kavramının bireylere henüz yeterince aşılanamamış olduğunun görülmesi sebebiyle, temel olarak çağdaş medeniyetler düzeyine çıkabilme mücadelesini henüz tamamlayamamış ülkemiz açısından "lüks" ve "erken" edinilmiş bir hak olduğu düşünülmektedir.

Kaynak : WEB, 13.07.2010, http://www.yapimagazin.com/detay.asp?y=335
Şu An Saat  
   
Reklam  
   
Günün Haberleri  
 



 
NTV Ekonomi Haberleri  
 
 
Hava Durumu  
 
 
Ziyaretçi Tanımlama  
 
Bilgileriniz sistemimize kaydedilmektedir.
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=